Kitap okumayı seven ve sürekli kitap okuyan biriydim.Fakat 2016 yılında,ortalama kitap okuma sayımın 6 ya gerilediğini farkedince bu sene bir karar aldım. Her iki haftada bir kitap bitireceğim ve bunu blogta yazacağım diye.Yani bir senede 26 kitap eder ki benim için gayet güzel bir ortalama gibi duruyor. Geçen hafta yani Livanelinin kitabı ilk çıktığı zaman siparişi verdim.Ve yolculuk esnasında hemen bitirdim.Ocak ayının ilk kitabı livaneliden bu yazıyı geç yazma sebebim ise cyptolocker belasına yakalanmam nasıl oldu bende bilmiyorum.Fakat onuda başka bir yazımda yazacağım.Şuan şubat ayının onun’dayız ve bu ayın iki kitabı ise yine livanelinin kitaplarından Leyla’nın evi ve Arafat’ta bir çoçuk ikisinide aynı anda okuyorum.Ocak ayındaki eksik kalan kitabı tamamlamak için bu aya üçüncü bir kitap sığdırmak istiyorum. Umarım başarılı olurum.

image

Kitaba geçersek kitabta Ezidi Meleknaz’ın peşinden gidiyor ve hikayesini kovalıyoruz.Meleknazın hikayesi çok yeni 2012 yada 2013 yıllarında geçiyor olmalı bunu angelinenın sığınmacı ziyareti geçtiği için söyleyebiliyorum. Meleknazı anlatırken aslında bize ortadoğuyu anlatmış yazar bu toprakların neden böyle kanlı olduğunu söylemiş.Ben meleknazın hikayesinden çok etkilendim okurken “kanım” dondu bazı yerlerde çünkü hayal ürünü değildi anlatılanlar Hatay’dan 5 saat uzakta bulunan yerde gerçekleşiyordu,olanlar gerçi zulmün yada vahşedin bizden uzak olması bizi ona karşı sorumsuz yapmaz fakat diyorki livaneli “Merhamet de zulmün bir parçasıdır!”.Haklı buldum meleknazın duruşunu nasıl haksız diyebiliriz ki zaten. “Ben insandım” diye söyletecek kadar insan olmayanların var olduğunu bilmek yaşarken acı versede bir meleknazın acısı kadar değil sonuçta.

“Harese nedir bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Develer çölde üç hafta aç susuz yemeden içmeden yol alabilirler. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparıp çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kan tadı ile dikenin tadı devenin çok hoşuna gider. Yedikçe kanar, kanadıkça yer. Eğer engel olunmazsa deve kan kaybından ölür. Bunun adı haresedir. Bütün Ortadoğu’nun adeti budur oğlum. Tarih boyunca birbirlerini öldürür ama kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kan tadından sarhoş olur.”